Kartal Suyu

0
128

Bir zamanlar onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış küçücük Adamız Kıbrıs’ın aslında ne kadar büyük olduğunu anlamak için aradan çok uzun yılların geçmesini beklemek gerekirmiş. Günümüzde modern taşıt araçlarıyla, modern yolları kullanarak, en uzak mesafenin 2 saat olduğu Adamızda aslında bizleri yanıltan teknolojinin son hızla ilerlediği bir zamana denk gelmemizdir. Çok değil, 100 yıl önce at arabaları ile ulaşım sağlanırken bugün 2 saatte katettiğimiz yolları atalarımız günlerce süren ve belli aralıklarla mola vererek gerçekleştirirlerdi.

Peki daha önceleri nasıldı?
Aslında 100 yıl öncesinden çok farklı değildi. Bütün ulaşımlar hayvan gücüyle sağlanmakta ve çok daha uzun zaman almaktaydı. Hal böyle olunca da eskiler için bu küçük ada daha büyüktü. Tıpkı Pazar günleri Bizim Grubun farklı parkurlarda yaptığı yürüyüşler gibi. Her hafta farklı ve sürpriz yürüyüş parkurlarında bu küçücük ülkeyi daha yakından ve daha ayrıntılı inceleme fırsatı buluyoruz. Ve her yürüyüşün sonunda ilk defa bu ülkenin farklı yerlerini keşfetmenin mutluluğunu yaşarken “Bu küçücük ülke meğer ne kadar büyükmüş de bizler farkında değilmişiz. Bu ülkeyi tanımaya bir ömür yetmezmiş” diye mırıldanmaya başlarsınız doğal olarak. Evet gerçekten de öyle. Bu ülkeyi sadece şehirleri, köyleri ve denizleri ile tanımanın yetersiz olduğunu anlarsınız yürüdükçe.
Bu sabah (13 Kasım 2016-Pazar) güneşin ilk ışıklarıyla birlikte yeni yerleri keşfetmek üzere Ağırdağ’daki toplanma yerinde buluştuk arkadaşlarımızla. Bu yürüyüşleri hiçbir maddi menfaat gütmeden tamamen gönüllü olarak organize eden grup liderleri Dağdoğan Sadrazam ve Zehra Büyükoğlu’nun öncülüğünde Ağırdağ Köyü’nün üzerinden yani Beşparmak Dağları’nın Güneye bakan eteklerinden zirveye doğru ilk adımlarımızı atmaya başladık yaklaşık 50 kişilik grubumuzla. Bizler farkına varmasak da sürekli tırmandığımızı dönüş yolunda fark ediyoruz.
Çam, selvi, zeytin ve alıç ağaçlarının yoğun olduğu, etrafı saran kekik ve tülümbe kokularını soluyarak doğanın tadını çıkararak dar patikalardan tek sıra halinde yaklaşık bir saatlik yürüyüşten sonra ilk molamızı verdik. Dallarından kopardığımız lezzetli alıçların tadına varırken, çayımızı içip biraz dinlendikten sonra tırmanmaya devam ettik. Yaklaşık 1.5 saatlik yürüyüşten sonra at arabalarının geçeceği genişlikte olan ve çok uzun yıllar önce yapılmış antik bir yolda yürüdüğümüzü fark ettim. Büyükçe kayaların yol kenarında bir çizgi halinde dizilerek ve toprak kaymasından etkilenmemesi için yamaç boyu inşa edilen bu yolda zemin çok fazla düz olmasa da bir zamanlar at arabalarının rahatça yol alabileceği düzlükte olduğunu anlamak zor değil. Çok uzun yıllar kullanılmayan hatta unutulan bu yollar geçen zaman içerisinde bozulmuş ve düzlüklerini kaybetmişler. Ancak yine de bir zamanlar bu dağ yolunun binlerce yıl önce kullanıldığını söylemek abartılı bir iddia olmaz diye düşünüyorum. Özellikle Roma döneminde yol mühendisliğinin zirvede olduğu bir çağda böylesi yolları inşa etmek zaman alsa da oldukça kolaydı. Dağ başına bu yol neden yapılmıştı?
Henüz bir bilgimiz yoktu. Ama bu yolun bizleri sonunda bir yere götüreceğini tahmin edebiliyorduk. Grup liderlerimiz genelde finali bize söylemezler. Durum böyle olunca da bazen “Yorucu bir parkur, neden bu kadar zor bir parkur seçildi” gibi bazı sitemlerde bulunuyoruz kendi kendimize.
kartalsuyu1Mesarya Ovası’nın ve yerleşim yerlerini adeta kuş bakışı izlemenin verdiği keyifle sitemimizin ne kadar da yersiz olduğunu düşünürüz bir anda. Ben hayatım boyunca böyle bir parkurda ilk defa yürüdüğüm için kendimi oldukça şanslı hissediyordum. Çünkü grup organizasyonu olmadan tek başınıza sırf merak ettiğiniz için yola çıkmazsınız. Esas sürpriz finale saklanmıştı bizler için. Dağı devirdikten sonra muhteşem bir vadiyle karşılaştık. Binlerce yıllık yaşanmışlıkları hissettiren “Kartal Suyu” vadisi. Neolitik çağda kullanıldığı anlaşılan ve vadinin batı yakasında yer alan büyük mağaralar, ortada bu vadiye adını veren pınar suyunun biriktiği çukur ve batı yakasının üzerinde tüm heybeti ile bizleri bekleyen Kırnı Kalesi…
Adeta bir mıknatıs gibi bizleri kendine çeken bu tarihi yapıya ulaşmak için vadiye inerken bir ağacın gölgesinde köpekleriyle mola veren iki avcıyla selamlaştıktan sonra kaleye tırmanıyoruz büyük bir heyecanla. Kırnı Kalesi diye adlandırılan kalıntıya tırmandığımız anda aşağıda avlanan avcıların tüfek sesleri geçmişte burada yaşananları adeta bizlere tercüme edercesineydi. Bu muhteşem sürpriz karşısında yürüdüğümüze değdiğini anlıyoruz hem de fazlasıyla.
Bu yapıyla ve çevresiyle ilgili tanıtımı yapan Grup lideri Dağdoğan Sadrazam, Arkeolog Tuncer H. Bağışkan’ın bu bölgenin tarihi geçmişiyle ilgili yaptığı araştırmaları bizlerle paylaşıyor. Oldukça yararlı bilgilerle mekan daha da anlam kazanıyor.
kartalsuyu2Tarihi bilgilerde;
“Yaşlı köylülerin atalarından duydukları rivayete göre, Kırnı ile Kömürcü arasında bulunan Tesbihli mevkiindeki antik bir mezarda çok zengin bir define gizliymiş. Bu definede o kadar çok ziynet eşyası ile altın para varmış ki; Kıbrıs’ta vuku bulacak herhangi bir kuraklıkta Kıbrıs’ın nüfusunu yedi yıl süreyle besleyebilecek durumdaymış. Ancak, tüm aramalara rağmen definenin yerinin bulunamadığı nesilden nesile anlatılmaktadır.
Kırnı Kalesi, Cemelönü mevkiinde bulunan antik mezarlığın kuzeydoğu bitişiğindeki “Çallı Beleng” mevkiinde yer almaktadır. Alçak bir tepe üzerinde yer alan kalenin sur duvarları, çevreden toplanan işlenmemiş kara renkli kireç taşlarıyla inşa edilmiştir. Kalenin Güneyindeki surlar ise sarp bir uçurumun kenarında olup çok az bir kısmı günümüze gelebilmiştir. Kıbrıs’ta ilk kez Orta Tunç Devri sonlarında (M.Ö. XVII yüzyılda) yapılmaya başlayan kaleler arasında yer alır.”
Mekanlar yaşanmışlıklarla anlam kazanır. Bu nedenle, ilk kez ziyaret etme şansı yakaladığımız bu kale ile ilgili bilgilerle dağarcığımıza yeni bilgilerin eklenmesiyle dönüş için zamanın geldiğini anlıyoruz.
Dönüş yolunda, bu kaleye Ağırdağ’dan başlayan ve Kırnı yoluyla kesiştikten sonra tek bir yol ile kaleye ulaşıldığını izlerden takip edebilme şansını yakaladım.
Kaleye giden yol 3 kısımdan oluşmaktaydı. Başlangıç noktasından belli bir noktaya at arabalarının çıkabileceği genişlikte, zor bir yerden itibaren hayvanların tek olarak yürüyebileceği patika ve daha sonra kaleye kadar ulaşan at arabası genişliğindeki kısımlar. Güneyden, kuzeye taşınan birçok değerli ürün, belli bir noktaya at arabaları ile daha sonra katırlara aktarılarak ve yeniden ileride bekleyen at arabalarına yüklenmek sureti ile taşınırdı büyük bir olasılıkla. Bu ürünler Kaleye ulaştıktan sonra batıya doğru devam ediyor ve Lapta-Lambusa Krallıkları’na ulaştığını tahmin ediyorum.Mesarya Ovası’ndaki yerleşim yerlerine gidecek ürünler ise yine aynı güzergah kullanılarak kuzeyden güneye nakledilirdi.
Gerek barış gerekse savaş zamanlarında farklı amaçlarla kullanılan bu antik yolda yürümek, yazmakta olduğum Kral Yolu’nun eksik kalan küçük bir kısmını da tamamlama fırsatı doğurmuştur bana.
Küçük yaşlarda nenemi ve teyzelerimi Kırnı Köyü’nde ziyaret ettiğimizde ki; annem burada doğdu, yükseklerde bir çift kartalın uçuşunu izlerdik heyecanla. Şimdilerde bu kartallardan eser yok. Avcıların bilinçsizce avlanmaları sonucu sanırım nesli tükendi. İşte o çocuk yaşlarda gökyüzünde süzülmelerini izlediğim kartallar dedemin köyün destebanı olduğu yıllarda daha fazlaydılar mutlaka. (Hüseyin dedem ben doğmadan önce vefat etmiş) İşte bu kartallar büyük olasılıkla bu vadideki pınar suyunu içerlerdi. Belki de adını buradan almaktadır. Bilemiyorum! Ancak bu ülkenin her mekanının ve yaşayan her bireyinin hikayeleri bu güzel Ada’nın her bir köşesinde saklı ve hala keşfedilmeyi bekliyor..

CEVAP VER

twenty − 3 =